PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : 2012



SpeedFire
11-18-2009, 10:18 PM
Alıntı

Yazılarımı az çok takip edenler Roland Emmerich'e olan düşmanlığımı da yakalamışlardır mutlaka... Zira Söz konusu Emmerich ve sineması olduğu vakit "emeğe saygı" düsturunu ister istemez askıya alıp kendisini karalamaktan geri duramama gibi bir problemim var! Özellikle kendi dilini oluşturduğu -son derece sulu- bütün felaket filmleri ise ne yazık ki bambaşka bir yazının konusu.

Şöyle bir bakalım... “Kurtuluş Günü”, “Godzilla”, “Yarından Sonra” hadi buna bir de “M.Ö. 10.000”i ekleyelim. Önümüze çıkan tabloya üstünkörü bir bakalım. İlk gözümüze çarpan hiç kuşkusuz işin gülünçlüğü olacaktır. Emmerich'in kolay hazmedilebilir kıyamet tabloları, "çocuklara masallar" kulvarını aşamama durumları ile meşhur! Amerika Kıtası'na eş değer bir uzay gemisinin bir virüs ile ekarte edilmesi mi dersiniz, yoksa piramitlerin yapımında mamutların kullanılması mı? “Godzilla” gibi devasa bir yaratığın küçük bir taksinin farı ile gözünün kamaşması mı dersiniz yoksa koca koca binalar devrilirken tek bir bireyin bile burnunun kanamaması mı? Elbette bir çeşit "aile filmi" yapılması gibi bir durum söz konusu; özellikle şişkin bütçeli bu yapımların gişe kaygısı sebebiyle, daha çok izleyiciye ulaşması da temel amaç olabilir, fakat bütün mesajlarını, kof bir biçimde insanların gözlerine soka soka vermesi, kulvarı ne olursa olsun öncelikle izleyiciye saygısızlıktır diye düşünüyorum.

Mantık hatalarını bir kenara koyalım. Nasıl bir analiz yapabiliriz “2012” için? Ben derim ki bir kaç madde de “2012” nedir ne değildir özetleyelim...

- Farkındaysanız, felaket filmlerinin vazgeçilmez ana karakteri, genellikle "karısı ile arası bozulmuş", "karısından ayrılmış" ya da "karısı ölmüş" gibi üç ana sınıftan birine dahil olmak zorundadır. Alt başlıklar ise "çocukları ile iyi geçinemeyen","meslektaşları ile iyi geçinemeyen" olarak uzayıp gidebilir. Hepsinden önemlisi bu karakterlerimiz uçuk olmalarının yanı sıra fütursuz davranışlarda da rahatlıkla bulunabilirler. Onlar, ilgisiz baba mertebesinden, aile babası kıvamına genellikle bu filmler sayesinde gelirler.

- Felaket filmlerinde (özellikle de Emmerich'inkilerde), karakterler katmansız ve son derece sığ olurlar. Kötü ve bencil olanlar her tür iğrenç davranışı göz kırpmadan yapabildikleri gibi; iyi karakterlerimiz genellikle sütten çıkmış ak kaşıktırlar. Hiç bir inandırıcılığı olmasa da kutsal bir emir misali, insanları sağ duyuya, birlikteliğe ve beraberliğe çağırmasını bilirler. Bunu yaparken gözlerin dolmaması gibi bir durum söz konusu değildir. Onların bu inandırıcılıktan yoksun olan kavgalarını, filmde o dakikaya kadar hiç bir duyarlılık örneği sergilememiş diğer karakterler de ağızları bir karış izlemekten geri durmazlar (bu kategoriye yukarıda bahsettiğim "katıksız gaddar" olan karakter dahil değildir! O her halükarda acımasızlığına devam eder).

- Bir diğer bozulmayan rutin de her felaket öncesi Amerika Başkanı'nın ulusa değil, tüm dünyaya sesleniş biçimidir. Burada genellikle "sınanıyoruz", "bu güne incil kıyamet diyor","günlerin sonu" gibi klişeler ile geçiştirmece söz konusudur. Tabi arada "uyarılmıştık" gibi yaratıcılıktan uzak fakat derdini makul bir dille amaçlayan kelimelere de yer verilir.

- Emmerich'in felaket filmlerinde bütün bilindik yapılar (Özgürlük Heykeli, İkiz Kuleler, Eiffel Kules gibi) yıkılmaya mahkumdur. Onların bir kağıt ya da yeteri kadar bekletilmemiş kilden malzeme gibi tuzla buz olması ne de olsa izleyicide tatmin hissi uyandırmaktadır (niyeyse?)

- Yine Emmerich... Her daim "daha büyük" iddiası ile karşımıza çıkar. Bu bağlamda; “Kurtuluş Günü”nde gördüğümüz uzay gemileri en büyük gemilerdir. “Godzilla” en büyük kertenkeledir. “Yarından Sonra”da insanlığın yaşadığı "en büyük" küresel donma olayına tanık oluruz. Şimdi de başımıza gelen "en büyük" felakettir!

Roland Emmerich, kıyamet taslağını oluştururken "Maya'lar bizi uyarmışlardı" diyor, fakat bununla ilgili herhangi bir açıklama yok! Dünyaya yakın olarak geçeceği öngörülen Marduk hakkında da hiç bir kelam dönmüyor ortada! Tamamen gezegenin iç ısısının artışı ile başlayan felaketler dizisi ile tepeden inme bir neden sunuyor ortaya!

Buradaki kıyametin aşamalarını zaten bir kenara koyuverin! Etraf yerle bir olurken ana karakterlerin patlattıkları yerli yersiz espriler ile dengeyi sağlamak için uğraşırken, binlerce görsel ilüzyon sayesinde bir an olsun durup kafa patlatmamanız için her yol deneniyor filmde! Bir ajitasyondur ki sormayın gitsin. Her bir telefon konuşmasında karakterlerin gözlerinden süzülen yaşlar ve aralarında geçen "gerçeküstü" diyaloglar sağ olsun, perdeye uzaylı gibi bakmanıza fazlaca olanak veriyor!

Kısacası Roland Emmerich'in bu "Nuh'un Gemisi" senaryosu, yönetmenin sinema anlayışına (ya da sinema kelimesi telaffuz edildiği vakit anladıklarına) aşina olanlar için hiç bir süpriz barındırmıyor! Öncüllerini sevenler bunu da seveceklerdir. Neticede “2012”, sadece isminden bile prim kazanabilecek bir kıyamet senaryosu... İyi bir felaket mi izlediğimiz? Evet. Fakat kesinlikle sinema değil!

teksas
11-19-2009, 03:18 AM
inanma sen maya falan en güzel maya bizim arı maya :D

SpeedFire
11-20-2009, 09:39 PM
inanma sen maya falan en güzel maya bizim arı maya :D

:D:D artık inanmıorm en büyük maya bizim arı maya :)