DisLike

0
TKYD Başkan Yardımcısı Kadıbeşegil “Kriz ortamları, kurum itibarına yatırım yapan şirketlerin, bunun meyvelerini topladıkları ortamlardır. Bunu sağlayan şirketler kriz sonrasında ciddi bir rekabet avantajı kazanacaklar'' dedi.

18.12.09

Ekonomik krizin etkilerinin giderek yavaşladığı ve piyasaların hareketlenmeye başladığı bu dönemde, çoğunu aile şirketlerinin oluşturduğu KOBİ'ler başta olmak üzere firmaların önceliği, bu süreci ''sağlam atlatmak.'' Kriz döneminde kurum ''itibarına'' yatırım yapan ve ''şeffaflaşan'' şirketlerin bu süreçten ''karlı'' çıkacakları, bunun yolunun ise kurumsallaşmaktan ve kurumsal yönetim ilkelerini hayata geçirmekten geçtiği bildirildi.

2003 yılından bu yana yürüttüğü faaliyetlerle Türkiye'de kurumsal yönetim anlayışının hayata geçirilmesini sağlamayı amaçlayan Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği'nin (TKYD) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Salim Kadıbeşegil küresel kriz nedeniyle dünyadaki tüm şirket ve kurumların birer ''itibar sınavından'' geçmekte olduğunu söyledi. Ekonomik krizin asıl kaynağının bir ''güven bunalımı'' olduğunu kaydeden Kadıbeşegil, güven getirecek sistemin kurulması için ''adillik, şeffaflık, hesap verebilirlik, sorumluluk'' şeklinde özetlenen kurumsal yönetim ilkelerinin hayata geçirilmesi gerektiğini, bu ilkelerin şirketlerin krizden ''ayakta'' çıkmasını sağlayacağı gibi, kriz sonrası için de önemli rekabet avantajlarını getireceğini ifade etti.

Başarı kazanılan paradan değil yaratılan değerden gelecek

Firmalara sivil toplumun sesine kulak vermelerini tavsiye eden Kadıbeşegil, kriz ortamlarında oluşturulan reçetelerdeki ilk ilacın ''verilen sözlerin arkasında durmak'' olduğunu söyledi. Kadıbeşegil, kriz dönemlerinin inovasyon için bir fırsat olarak algılanarak, yüksek teknolojinin kullanılmasının firmaların sürdürülebilirliğini ve rekabetçiliğini artıracağını, böylece kriz sonrasında daha güçlü çıkacaklarını, bu süreçte aceleci değil sabırlı olmak gerektiğini dile getirdi. Şirketlerin para kazanmaya değil, değer yaratmaya öncelik vermesinin önemine işaret eden Kadıbeşegil, ''Çünkü önümüzdeki dönem, kazanılan paranın değil, yaratılan değerin başarı olarak tanımlanacağı bir süreç olacak. Öncelik değer yaratmaya verildiğinde, para peşinden zaten gelecektir ve üstelik bunda süreklilik sağlanacaktır'' diye konuştu.

Kadıbeşegil, sadece Türkiye'de değil, başta ABD olmak üzere dünyanın dört bir tarafındaki şirketlerin, kriz ortamının şiddetli iniş ve çıkışları arasında aldıkları kararlarla birer itibar sınavından geçmekte olduklarını belirterek, şunları kaydetti: ''Kriz ortamları, normal dönemlerde kurum itibarına yatırım yapan şirketlerin, bu yatırımlarının meyvelerini topladıkları ortamlardır. Kriz döneminde tutarlı ve toplumun duyarlılıklarına paralel kararlarla yönetme becerisine sahip şirketler, kriz sonrasında ciddi bir rekabet avantajı kazanacaklardır. Mesela krizde panik olup yıllarca yatırım yaptıkları çalışanlarını ani bir kararla kapının önüne koyan yöneticiler, kriz sonrasında bunun hesabını veremeyebilirler ve giden itibarı uzun yıllar geri getiremeyebilirler. Dolayısıyla burada temel öncelik güven inşa etmek olmalı.''

Krizlerin uzun yıllar ihmal edilen konuların yeniden ele alınmasıyla bir fırsat ortamı doğurduğunu dile getiren Kadıbeşegil, ''Etkili kriz yönetimi için paydaşlarla iletişim ihmal edilmemeli. Kriz yönetimlerinin yüzde 1'i teknik yüzde 99'u iletişimdir. Bu nedenle, başta çalışanlar ve müşteriler olmak üzere her kararın açık, net, gerçek ve doğru zamanda iletişimi şarttır. Bu, hem kurum itibarına değer katacaktır hem de yanlış algılamaların önüne geçecektir'' dedi.

''Şirketler en çok miras kavgası nedeniyle bölünüyor''

TKYD Yönetim Kurulu Üyesi ve Cerebra Bağımsız Denetim AŞ Ortağı Fikret Sebilcioğlu ise Türkiye'deki şirketlerin yüzde 95'inin aile şirketlerinden oluştuğunu, bu firmaların ortalama ömürlerinin de 30-35 yılla sınırlı kaldığını, ancak yüzde 10 kadarının üçüncü kuşağa geçebildiğini anlattı. Bu sorunun temelinde büyük çoğunlukla miras kavgasının yattığını ifade eden Sebilcioğlu, ''Öz ile başlayan şirketlerin çoğu bu şekilde bölünmüş aile şirketleri. Halbuki kurumsallaşmış, kurumsal yönetimi hayata geçirmiş olsalar bölünmek yerine tam tersine nesilden nesile büyüyüp gelişecekler'' dedi.

Sebilcioğlu, Türkiye'de kurumsal yönetimin hala ''yabancı, soyut'' bir kavram olarak algılandığını, dernek olarak bunu ''somutlaştırmaya'' çalıştıklarını ifade etti. Türkiye'de demokrasi ''kalitesi'' nasılsa, şirketlerdeki yönetim anlayışının da benzer olduğunu dile getiren Sebilcioğlu, ''Şirket içinde bazı sistemlerin kurulması lazım. Öncelikle şirketin bir 'anayasası' olmalı ve bir denetim sistemi oluşturulmalı. Yani şirket aileden bağımsız hale gelebilmeli'' diye konuştu.
Sebilcioğlu, ekonomik krizlerin kurumsal yönetim ilkelerinin öneminin fark edildiği, krizin atlatıldığı sürecin ise bu ilkelere bağlılığın arttığı dönemler olduğunu belirterek, şunları anlattı: ''Krizlere girmenin bir nedeni de kurumsal yönetim ilkelerinin sağlıklı işlememesi, bu ilkeler aynı zamanda krizden çıkışın da en önemli şartı. Global kriz başladığında 'bir balon şişti ve patladı' dendi. Nasıl bir balondu bu? Mali tablolarınızın yeterince şeffaf olmamasından kaynaklanan bir balondu. Yani şeffaflığın doğru uygulanmaması nedeniyle şişmişti bu balon. Şimdi krizden çıkış da şeffaflığın hayata geçirilmesiyle olacak.''

Bağımsız denetim zorunlu hale gelecek

Yeni Türk Ticaret Kanunu (TTK) tasarısının bu anlamda çok önemli değişimler getireceğini kaydeden Sebilcioğlu, muhasebe sistemini Avrupa ülkeleriyle uyumlu hale getirecek tasarının kanunlaşması halinde şirketlerde sağlanacak en önemli değişimi iç kontrol sisteminin, denetim mekanizmalarının oluşturulması olarak gösterdi. Sebilcioğlu, TTK ile şirketlerde bağımsız denetimin zorunlu hale geleceğini, firmaların artık ''hesap verebilir'' olma zorunluluğunun bulunacağını, internet üzerinden hiçbir kısıtla yapılmadan mali tabloların yayınlanma mecburiyetinin olacağını, yönetim kurullarına sadece ortakların değil, dışarıdan profesyonellerin de gireceğini, özetle şirketlerin ''kamu özelliği'' alacağını anlattı.

TTK'yı ''mükemmel bir kanun'' sözleriyle tanımlayan Sebilcioğlu, ''Kanun yürürlüğe girdikten sonra mesela maaşını alamayan bir personel, patronunun mali tablosunu rahatlıkla internetten görebilecek ve sorgulayabilecektir'' dedi.
Fikret Sebilcioğlu, kanunun getireceği yükümlülüklerin KOBİ'lere bir maliyetinin olacağını, bu noktada firmalara teşvik ya da kredi imkanları yaratılması gerektiğini sözlerine ekledi.

(Kaynak: AA)SuperZheraSuperZhera