-
Tsk’ya saldırının arkasında ne var?
Şimdi de Deniz Kuvvetleri hedeftedir.
Daha öncekiler gibi nereden ve kimler tarafından gönderildiği malum olan
bazı bilgilere dayanılarak, Deniz kuvvetlerine operasyon yapılmakta…
Operasyon kapsamında bazı subaylar da soruşturmaya uğramaktadır.
Soruşturmalar yapılıyor yapılmasına da…
Peki, neredeyse aradan geçen yaklaşık 2 yılı askın süredir içeride tutulan
askerlerle ilgili bu güne kadar her hangi bir bilgi ele geçirildi mi?
Bu güne kadar suçluluğu kesinleşerek mahkûm olan kaç kişi oldu?
Aslına bakılırsa hiç kimse.
İnsan merak etmeden duramıyor.
Dünyanın bir başka ülkesinde bırakın ABD’yi…
AB ülkelerini…
Tanzanya’da bile yapılamayacak olaylar ülkemin ordusuna karsı yapılmaktadır.
Aslında amaç bellidir.
Amaç Kıbrıs müzakerelerinin sonuçlanmasından önce Ordunun, özellikle Deniz
kuvvetlerinin belini kırmaktır.
Çünkü, ABD ve AB açıklamalarının tamamı, bu müzakerelerin sonucunda Türk
ordusunun Kıbrıs’tan çekileceğine üzerine kurgulanmıştır.
Bu oyuna direnebilecek tek güç TSK ve Deniz kuvvetleri olacağına göre
önceden, her zaman olduğu gibi uydurma belgelerle operasyon yapılarak,
Direnme yeteneği yok edilmeye çalışılmaktadır.
Olayların nasıl bir seyir izleyeceğini…
Hatta askerin çekilmesi konusunda KKTC Cumhurbaşkanı Talat’la
anlaştıklarını, bizzat Güney Kıbrıs devlet başkanının ağzından da duymadık
mı?
O halde…
Her zaman olduğu gibi bu olayda da imza yaş mı, kuru mu?
Belgenin aslı mı, fotokopisi mi? gibi tartışmalar yapmanın da anlamı yoktur.
Tüm bu operasyonlar, içeri atılmalar ülkenin ulusal güçlerinin olaylara
müdahalesini önlemeye yöneliktir.
Bırakın bu güne kadar yazılmış ABD ve AB belgelerini…
Sadece son AB ilerleme raporuna bakıldığında bile senaryonun neleri içerdiği
ortaya çıkmaktadır.
Ne diyor ilerleme raporunda: *”**Silahlı Kuvvetlerin kıdemli mensupları,
çeşitli vesilelerle Kıbrıs, etnik köken, Güneydoğu meselesi, laiklik, siyasi
partiler ve diğer askeri olmayan konular dâhil olmak üzere yetki alanları
yetki alanları dışında kalan iç ve dış politika konularında görüşlerini
açıklamışlardır.”*
* “Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda ya da Milli Güvenlik Kurulu
Kanununda hiçbir değişiklik yapılmamıştır. Bu Kanunlar, Türk Silahlı
Kuvvetlerinin görev ve yetkilerini belirlemekte ve milli güvenlik kavramını
geniş biçimde tanımlayarak Silahlı Kuvvetlere büyük bir hareket alanı
vermektedir. Emniyet, asayiş ve destek birimleriyle ilgili olarak imzalanan
1997 EMASYA gizli protokolü hâlâ yürürlüktedir.”*
Yani demektedirler ki: asker kendini cumhuriyetin kurucusu gibi görmemeli,
sadece verilen görevi yapmalı.
Kıbrıs’a sahip çıkmamalı, Cumhuriyeti, üniter yapıyı, laikliği de
korumamalıdır.
Zaten AB ve ABD emperyalizminin amacı da sözde demokrasi adı altında ülkenin
etnik ve dinsel kimliklere ayrılarak parçalanması değil mi?
Yıllardan beri özgürlük ve insan hakları adı altında ülkemize etnik ve dini
parcalanma dayatılmıyor mu?
İşte parçalara ayrılmasının karsısında sadece orduyu görmektedirler.
Tüm planlar, suçlamalar, darbe soruşturmaları tamamen orduyu sindirerek
teslim almaya yönelik uygulamalardır.
Ha bu arada 1997 Emasya protokolü nedir? Diye de sorarsanız söyleyim.
Ordunun mülki amirden izin almaksızın toplumsal olaylara müdahale hakkı
oluyor.
Ola ki bu kadar ayrıştırma ve kışkırtmalarının sonucunda dinci…
Ya da
Etnik bir kalkışma yarattıklarında, ordu müdahale edemesin…
Ülke iç savaşa girsin ve parçalansın.
Çünkü ancak böylece amaçlarına ulaşabileceklerdir.
Onlar, amaçlarının çok iyi farkındadırlar.
Ya biz…?
http://www.ilk-kursun.com/2009/12/ts...asinda-ne-var/SuperZheraSuperZhera
Bu Konu İçin Etiketler
Yetkileriniz
- Konu açma yetkiniz yok.
- Cevap yazma yetkiniz yok.
- Eklenti yükleme yetkiniz yok.
- Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
-
Forum Kuralları
Yenitayfa Messenger
Bu Konuyu Paylaşın !